Milattan önceki dönemlerden beri birçok kez denendi; ama, yalnız 21 yaşındaki o Osmanlı ulaşabildi bu hayale. Bir çağı kapatıp başka bir çağı açan ve diğerlerinin aksine başarıyla sonuçlanan kuşatma işte tam bugün yapıldı.
Peki nedir bu efsanenin ardındaki hikaye? Neydi İstanbul’un fethinin sırrı? Tarihi ne yönde deÄŸiÅŸtirdi?
SURLARI YIKAN TOPLARIN PLANINI ‘FATİH’ BİZZAT HAZIRLADI
1453 yılı 23 Mart’ta ordusuyla Edirne’den hareket eden Sultan II. Mehmet, İstanbul surlarını yıkacak büyüklükteki topların planını bizzat kendisi hazırlayarak, o zamana kadar yapılan toplardan çok daha büyük toplar döktürdü.
Büyük dahinin balistik hesaplarını bizzat kendisinin yaptığı, yaklaşık 17 ton bakır kullanılarak dökülen ve 1,5 ton ağırlığındaki mermileri 1000 metre uzaÄŸa atabilen toplara “Åžahi” adı veriliyordu.
Fetih için kapsamlı bir plan yapan Sultan II. Mehmet, Bizans’a denizden gelebilecek yardımı önlemek amacıyla Anadolu Hisarı’nın karşısına Rumeli hisarını yaptırdı. Bizans’a Balkanlardan gelebilecek muhtemel Haçlı yardımını önlemek için sınır boylarına akıncı birlikleri gönderdi.
KuÅŸatma 6 Nisan’da baÅŸladı. İstanbul’u fetih için 80.000 ile 200.000 arası deÄŸiÅŸen bir ordu ile İstanbul’a hareket eden II. Mehmet, uzunluÄŸu 22,5 km.yi bulan dönemin en güçlü surları ile mücadele etti.
KENTİ TAŞLA ÖRDÜLER; OSMANLI ORDUSU YİNE DE GİRDİ
Bizans’ın Haliç’e zincir germesiyle ve kentin kapılarını taÅŸlarla örerek kapamasıyla, Osmanlılar, baÅŸta ÅŸehre giremedi. İşte burada Sultan II. Mehmet’in kıvrak zekası devreye girdi.
Haliç’e girmeden İstanbul’un fethedilmeyeceğini anlayan Sultan II.Mehmet, Tophane’den Kasımpaşa’ya kadar kızaklar döşetti.
Gemilerin, kızakların üzerinden kaydırılabilmesi için, Galata Cenevizlilerinden zeytinyağı, domuzyağı ve sade yaÄŸ alınarak kızaklar yaÄŸlandı. 21-22 Nisan gecesi 67 parça Osmanlı gemisi bu kızaklardan kaydırılarak Haliç’e indirildi. Haliç’e yaÄŸlı kızaklarla indirdiÄŸi gemilerle surlara saldırdı.
PEYGAMBER EFENDİMİZİN MÜJDESİNE NAİL OLDU
Bizans baÅŸkenti “Konstantinopolis”, 54 gün süren kuÅŸatmayla 29 Mayıs’ta Osmanlı topraklarına geçti. İşte bu günden sonra Fatih ünvanını alan, Sultan II. Mehmed Han aslında sadece bir Fatih deÄŸil, müthiÅŸ keÅŸifler sahibi bir dehaydı.
Peygamber Efendimizin ‘İstanbul mutlaka fetholunacaktır. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandan, onu fetheden asker ne güzel askerdir’ sözlerini gerçekleştirebilmek için öncelikle zekasını ortaya koydu Sultan II Mehmet.
18 Nisan’da İstanbul adaları alındı. 22 Nisan gecesi Türk donanması karadan Haliç’e indirildi ve son olarak 29 Mayıs sabahı yapılan taarruzla, yirmi sekiz defa kuşatılan İstanbul, Osmanlı topraklarına katılmış oldu.
29 Mayıs 1453 sabahı, şafak sökmeden önce başlayan top atışlarıyla surlar sarsılıyor, mehter takımı İstanbul semalarını inletiyordu. Bugün büyük bir gündü
“Åžahî” adlı büyük top bugün Topkapı denilen yerdeydi. Fatih’in keÅŸfi olan geliÅŸtirilmiÅŸ havan topları, BeyoÄŸlu sırtları ve Galata surlarından aşırtma atışlarla Haliç’teki düşman gemilerini batırmaya baÅŸlamıştı.
FETHEDİLMESİ ZOR ÅžEHİR “CONSTANTINOPLE” (KONSTANTİNOPOLİS)
Karadeniz ile Ege’yi birbirine baÄŸlayan deniz yolu üzerinde kurulu olan İstanbul, günümüzde olduÄŸu gibi o zamanlar da oldukça önemli bir ÅŸehirdi.
1453 yılına kadar farklı zamanlarda, birçok farklı millet ve medeniyet tarafından defalarca kuÅŸatılmışsa da, gerek Bizans’ın sahip olduÄŸu Rum ateÅŸi (grejuva), gerekse ÅŸehrin o zamanlar için aşılamaz olarak görülen surları, bu fetih hareketlerini baÅŸarısız kılmıştı.
AÇIK UNUTULAN KAPI HİKAYESİ
Batılı tarihçi ve edebiyatçıların bazıları İstanbul’un fethinin son safhasını ÅŸu ÅŸekilde anlatır: “Surların arasında dolaÅŸan birkaç Türk askeri Edirnekapı ile EÄŸrikapı arasında bulunan Kerkoporta (Cambazhâne) denilen yayalara ayrılmış küçük kapılardan birisinin aklın alamayacağı bir unutkanlık yüzünden açık kaldığını görürler.
DiÄŸer askerlere de haber verilir ve Türkler bu kapıdan girerek İstanbul’u fethederler. Herkesin unuttuÄŸu bir kapı olan Kerkoporta, küçücük bir rastlantı, dünya tarihinin gidiÅŸini deÄŸiÅŸtirmiÅŸtir.”
Ancak dönemin Türk kaynakları ile dönemin diğer Latin ve Bizans kaynakları incelendiğinde fethin son aşamasının hiç de bu şekilde olmadığı anlaşılıyor. Açık kapı söylentilerinin gerçekle alakası yoktur.
HALK ‘FATİH’İ TANIYAMAZ
İstanbul’un fethedildiÄŸi o savaşın sonunda Fatih, beyaz atı üstünde İstanbul’a girer; Türk halkı heyecanla onu karşılar. Fatih’in hemen yanında duran hocası AkÅŸemseddin’i padiÅŸah sanarak ellerindeki çiçek demetlerini ona vermeye çalışırlar.
AkÅŸemseddin ise gencecik padiÅŸah Fatih’i gösterir; ‘Sultan Mehmed odur, çiçekleri ona veriniz’ demek ister. Fatih de AkÅŸemseddin‘i göstererek,’Gidin gene ona verin… Sultan Mehmed benim ama o benim hocamdır’ der.
İSTANBUL’UN FETHi BÜYÜK BiR iMPARATORLUĞUN YOLUNU AÇTI
İstanbul’un fethi genç padiÅŸaha sonsuz bir kudret ve otorite saÄŸladı. Fetih öncesi büyük karışıklıklar içerisinde çalkalanan Osmanlı Devleti bu fethin getirdiÄŸi büyük prestijle hem İslâm dünyasının en parlak devleti haline geldi, hem de düşmanları üzerinde psikolojik yılgınlık yarattı.
Osmanlı Devleti Yükselme dönemine girdi.
BaÅŸkent Edirne’den İstanbul’a taşındı.
Osmanlı toprak bütünlüğü saÄŸlandı. Osmanlı’nın Anadolu – Rumeli geçiÅŸi kolaylaÅŸtı.
Karadeniz – Akdeniz deniz ticaret yolunun denetimi Osmanlılar’a geçti.
Osmanlı Devleti İslam dünyasında haklı bir şöhret ve itibara kavuştu.
O günün dünyasındaki en önemli ÅŸehirlerden olan İstanbul’un fethi, dünyada da birçok etki yarattı. Bin yıllık Bizans imparatorluÄŸunun yıkılmasıyla, bir çağı kapatıp bir çağı açtı. Reform hareketlerini ve rönesans dönemini baÅŸlattı. CoÄŸrafi keÅŸifleri baÅŸlattı. Bunun yanı sıra Osmanlı Anadolu-Rumeli toprak bütünlüğü saÄŸlandı, İpek ticaret yolu Türkler’in komutasına geçti.
FETİHTEN SONRA ŞEHİRDE TADİLAT BAŞLADI
Fatih, İstanbul’u alınca şehrin hemen imar ve onarımına girişti. Bu arada Fatih Sultan Mehmet’in yanında bulunan Akşemsettin, Molla Güranî, Molla Hüsrev ve Molla Zeyrek O’na başvurarak daha önce Ayasofya ve civarı ile Pantokrator’a (Zeyrek) yerleştirilen öğrenciler için bir medrese kurulmasını istemişlerdi.
Fatih, ilim adamlarının isteÄŸini kırmayarak büyük bir cami ile onun yanına “Sahn-ı Semen” (Sekizli Medrese) diye anılan binalar topluluÄŸunun yapılmasını emretmiÅŸti. 17 yıl sonra tamamlanan bu eserler ilçenin geliÅŸmesinde en önemli rolü oynamıştı.
Fetihten sonra, büyük bir sosyal ve kültürel etkinlik merkezi olan Fatih Külliyesi’nin kurulması (1463-1470) saraçların ve demircilerin çalıştığı büyük Saraçhane Çarşısı ve Şehzadebaşı’ndaki yeniçeri odalarının yapımı bu bölgede yeni mahallelerin gelişmesine neden olmuştur.
Fatih Külliyesi İstanbul’a Türk döneminin karakteristik görünümünü kazandıran büyük külliyeler dizisinin ilk halkasıdır.
Fatih’in yaptırdığı eserler kümesi (külliye) içinde cami, medrese, hastahane, misafirhane, imaret, hamam, kervansaÂray, okul, kütüphane ve türbeler (Fatih Sultan Mehmet Türbesi, Gülbahar Hatun Türbesi, Nakşıdil Valide Sultan Türbesi) vardı.
Fatih Sultan Mehmet’ten sonra Osmanlı Devleti’nin başına geçen padişahlarla onların sadrazam ya da paşaları, Fatih ilçesine yaptırdıkları cami, medrese, hamam ve çeşmelerle ün kazanmışlardı.
Fatih’in paşalarından Has Murat Paşa’nın kurdurduğu cami ve çevresi bugün Murat Paşa mahallesi olarak bilinir. Bunu Koca Mustafa Paşa, Küçük Mustafa Paşa, İskender Paşa ve Atik Ali Paşaların yaptırdığı külliyeler izlemiştir.
FETİH MARŞI
Yelkenler biçilecek, yelkenler dikilecek;
DaÄŸlardan çektiler, kalyonlar çekilecek…
Kerpetenlerle surun diÅŸleri sökülecek…
Yürü: “Hala, ne diye oyunda oynaÅŸtasın?
Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!
Sende geçebilirsin yardan, anadan, serden…
Senin de destanını okuyalım ezberden…
Haberin yok gibidir taşıdığın deÄŸerden…
Elde sensin, dilde sen… Gönüldesin, baÅŸtasın:
Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!
Yüzüne çarpmak gerek, zamanenin fendini,
Göster: Kabaran sular nasıl yıkar bendini?
Küçük görme, hor görme, delikanlım kendini
Şu kırık abideyi yükseltecek taştasın;
Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!
Bu kitaplar Fatih’tir, Selim’dir, Süleyman’dır;
Şu mihrap sinanüddin, şu minare Sinan’dır;
Haydi, artık, uyuyan destanını uyandır!
Bilmem neden gündelik işlerle telaştasın?
Kızım, sende Fatihler doğuracak yaştasın;
Delikanlım, işaret aldığın gün atandan
Yürüyeceksin… Millet yürüyecek arkandan;
Sana selam getirdim Ulubatlı Hasan’dan…
Bu kitaplar Fatih’tir, Selim’dir, Süleyman’dır;
Şu mihrap sinanüddin, şu minare Sinan’dır;
Haydi, artık, uyuyan destanını uyandır!
Bilmem neden gündelik işlerle telaştasın?
Kızım, sende Fatihler doğuracak yaştasın;
Delikanlım, işaret aldığın gün atandan
Yürüyeceksin… Millet yürüyecek arkandan;
Sana selam getirdim Ulubatlı Hasan’dan…
Etiketler
|






Etiketler